İş Kazası Sonrası Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri
İş kazası, işyerinde veya işin yürütümü sırasında meydana gelen ve işçiyi bedensel veya ruhsal olarak zarara uğratan olayları ifade eder. Türk hukuk sisteminde iş kazası geçiren işçinin, belirli şartlar altında hem maddi hem de manevi tazminat talep etme hakkı bulunmaktadır. Bu tazminat hakları, işçinin uğradığı zararın giderilmesini amaçlamaktadır.
İş Kazasının Tanımı ve Hukuki Sonuçları
İş kazası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda tanımlanmıştır. Buna göre iş kazası, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda veya emzirme ödeneği alan kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda meydana gelen olaylardır. Bu olaylar sonucunda ortaya çıkan zararlar için hukuk yoluyla tazminat talep edilmesi mümkündür.
Bir olayın iş kazası olarak kabul edilmesi, işçi açısından çeşitli hukuki sonuçları beraberinde getirir. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından sağlanan yardımların yanı sıra, işverenin kusurlu olduğu durumlarda işçi, maddi ve manevi zararlarının tazminini işverenden talep edebilir. Bu süreçte zararın tespiti ve tazminat miktarının belirlenmesi büyük önem taşır.
Maddi Tazminat Talepleri ve Kapsamı
İş kazası sonucunda işçinin uğradığı maddi zararlar, Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri çerçevesinde tazmin edilebilir. Maddi tazminat, işçinin kazanç kaybı, tedavi giderleri, geçici veya sürekli iş göremezlik nedeniyle ortaya çıkan zararlar ile ekonomik geleceğin sarsılmasından kaynaklanan kayıpları kapsar. Örneğin, iş göremezlik nedeniyle çalışamama veya yetenek kaybı yaşama gibi durumlar maddi tazminatın konusunu oluşturur.
Maddi tazminatın hesaplanmasında, işçinin yaşı, geliri, iş göremezlik oranı ve kaza öncesindeki ekonomik durumu gibi faktörler dikkate alınır. Yargıtay içtihatları doğrultusunda, tazminatın adil bir şekilde belirlenmesi için detaylı bilirkişi incelemesi yapılır. Bu hesaplamalar, işçinin gelecekteki olası kayıplarını da göz önünde bulundurarak yapılır.
Manevi Tazminatın Şartları ve Belirlenmesi
İş kazası sonucunda işçinin yaşadığı acı, elem, üzüntü ve ruhsal sıkıntılar manevi tazminatın konusunu oluşturur. Manevi tazminatın temel amacı, zarar gören kişinin duyduğu elem ve ızdırabı bir nebze olsun hafifletmektir. Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen manevi tazminat, hakkaniyet ölçülerinde hakim tarafından belirlenir. Manevi tazminat miktarı belirlenirken, olayın niteliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumu ile kusur oranları gibi unsurlar göz önünde bulundurulur.
Manevi tazminatın talep edilebilmesi için işçinin bedensel veya ruhsal bütünlüğünün ihlal edilmiş olması gerekmektedir. Yargıtay kararları, manevi tazminatın zenginleşme aracı olmaktan çok, çekilen acının bir nebze olsun telafisi niteliğinde olduğunu vurgular. Samsun’da açılan davalarda da bu ilkeler çerçevesinde değerlendirme yapılmaktadır.
İş Kazası Tazminatlarında Sorumluluk
İş kazalarından kaynaklanan tazminat taleplerinde işverenin sorumluluğu, kusur ilkesine dayanır. İşveren, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma, işyerini güvenli hale getirme ve işçiyi bilgilendirme yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde kusurlu sayılır. İşverenin bu yükümlülükleri ihlal etmesi durumunda, iş kazası sonucunda meydana gelen zararlardan sorumlu tutulabilir. İşverenin kusur oranı, tazminat miktarının belirlenmesinde önemli bir faktördür.
Ayrıca, bazı durumlarda iş kazasının meydana gelmesinde üçüncü kişilerin veya işçinin kendi kusurunun da etkisi olabilir. Bu gibi hallerde kusur oranları ayrı ayrı belirlenerek tazminat miktarı ona göre ayarlanır. Hukuk sistemimizde kusursuz sorumluluk halleri de bulunmakla birlikte, iş kazalarında genel prensip kusura dayalı sorumluluktur. İşverenin sorumluluğu konusunda daha detaylı bilgi için iş hukuku alanına ilişkin diğer içerikler incelenebilir.
Uygulamada Sık Karşılaşılan Durumlar
İş kazası davalarında uygulamada sıkça karşılaşılan durumlardan biri, kazanın iş kazası vasfında olup olmadığına ilişkin tereddütlerdir. Özellikle işyeri dışında veya mesai saatleri dışında meydana gelen olayların iş kazası olup olmadığı tartışma konusu olabilmektedir. Bir diğer sık karşılaşılan durum ise, iş göremezlik oranının ve buna bağlı olarak maddi tazminatın doğru hesaplanmasıdır. Bu noktada adli tıp uzmanlarının ve aktüerlerin raporları büyük önem taşır.
Kusur oranlarının belirlenmesi de uygulamada çekişmeli konular arasındadır. İşveren, işçi veya üçüncü kişilerin kusurlarının tespiti için kapsamlı bir inceleme yapılır. Delillerin toplanması ve doğru bir şekilde değerlendirilmesi, davanın seyri açısından kritik öneme sahiptir. Yargıtay kararları, bu tür uyuşmazlıkların çözümünde yol gösterici niteliktedir.
Tazminat Davalarında Süreler
İş kazası nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davaları belirli zamanaşımı sürelerine tabidir. Türk Borçlar Kanunu’na göre, tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülen haksız fiillerden doğan tazminat istemlerinde, ceza zamanaşımı süresi uygulanır.
Bu sürelerin kaçırılması, hak kayıplarına yol açabileceğinden dikkatli olunması gerekmektedir. İş kazası bildirimi yapıldıktan sonra dahi tazminat davasının açılması için belirli yasal sürelere uyulması zorunludur. Hukuk alanında uzman bir Samsun avukat ile süreçlerin takip edilmesi, hak kayıplarının önüne geçilmesi adına önem arz edebilir.
Her hukuki durum somut olaya göre değişebilir.
İletişim sayfasına göz atabilirsiniz.
Post Resim Kaynağı: Ariel Knox
https://www.pexels.com/@ariel-knox-3247717